Aforizmalar

  • Eğlence, Hayatın içinden
  • 47
  • Yorum yapılmamış
  • Semih

Hayata dair her konuda benim yazdığım aforizmaları okumak istiyorsunuz buyrun:)
bazı konularda yıllar ıcınde goruslerım degısse de butunlugu bozmamak ve yazdıklarıma ıhanet etmemek adına degıstırmedım/silmedim.
yıllar yıllar once yazılmıslardır.
iyi okumalar…

• milliyetçiliğin delicesine savunulduğu ve konuşulduğu hemen her ülkenin esir/yarı esir yaşaması ne kadar ironik, değil mi? neden biliyor musunuz; ardına sığındığın şey, aslında en az inandığın ve “kendin” olmadığın için “ondan” olmayı tercih ettiğin kavramdır. kavramlar, o yüzden kişilerin en az bağlanması gereken öğelerdir. at gözlüğüne en iyi panzehir, başkalarının hakkını gaspetmeyen bir demokratlık ve evrensel açıklıktır.
• projesi olmayan binlerce insanın, projesi olanlar hakkında ne kadar çok söyleyecek sözü var, çok ilginç. ve ne kadar da motive edici? o gerizekalıları hiç kaale almayın ve sizi o değerli yoldan alıkoymalarına izin vermeyin.
• ne kadar az şeyi, ne kadar çok laf-ı-güzarla anlatıyorlar? onları duyunca, “çok bilen,az konuşur” diyen adamı alnından öpesim geliyor.
• hayata bu yaşına kadar bir küçük iz bırakmamış ve bundan sonrası için de böyle bir çabası olmayan büyük çoğunluğun müthiş ölüm korkusu ne kadar komik! 100 yıl da, 1000 yıl da yaşasalar, ekmek kavgası “bahanesiyle” 30 yıllık bir yaşamdan –yani “hiç”ten- farklı ne katacaklardır ki evrene? bunu söyleseniz birine, size hışımla saldıracak, “tuzu kuru” olmakla suçlayacak ve neler çektiklerini, hayatlarını idame ettirmek için bu döngüye mecbur olduklarını söyleyeceklerdir. külliyen yanlış. eğer tarihe bakarsanız, büyük keşiflerin, eserlerin ve dünyayı ileri taşıyan her şeyi başaranların; çoğunlukla bir ekmeğe muhtaç, imkanları çok kısıtlı ve yoksul olanlardan, çok ender olarak da zengin, rahat ama birşeyler üretmek için yoğun istek duyanlardan çıktığını göreceksiniz. temel ilke, bu insanların ölümsüzlüğün, öylesine yaşamak ile değil, üretmek ve eser bırakmak ile olduğunu bilmeleri ve bilmekten de ötesi bunu yapabilecek kapasiteye ve sabıra sahip olmalarında yatmaktadır.
• başlangıç noktasına döneceksen, o yola hiç çıkma daha iyi. yolculuğun zevki “yol” ile çıkar, fasit daire ile değil…
• her gerizekalı, kendinden fazlasıyla emindir.
• her kadın, keşfedilmeyi bekler. onun ne kadar bulunmaz hint kumaşı olduğunu ona usanmadan haykıracak erkekler. halbuki her erkeğin, yardım kabul etmez, maço tavırlarının ardında da aynı ilgiye muhtaç, keşfedilmek isteyen naif çocuk saklıdır. ne üzücü ki, bayanlar erkeklere bu lüksü(!) hiçbir zaman bahşetmemiştir. “ayna ayna, söyle bana, en güzeli benim di mi” sorusundan buna vakit kalmaz genelde. bu “hakedilmemiş” üstünlük duygusu, türkiye’de ilişkilerin bozuk gitmesinin temel nedenidir. o nedenle, hemen herkesin –özellikle bayanların- hayatında en az bir kez bile avrupa görmesi şarttır bence. avrupa kültüründe kadının kendini işiyle ve kültürüyle varetmesinin, ilişkilerin temelini ne kadar sağlıklı kıldığını gözlemlemek, ayakları yere basması gerekenlerin alacağı can alıcı dersler içermektedir.
• sahipsiz köpekler gibiler. havladıkça sahiplenileceğini, yer edineceğini sanan mahluklar.
• az konuşarak ve çok dinleyerek salaklığını örten çok insana rastladım. o örtüyü, üzerlerinden kaldırabilecek biriyle karşılaştıklarında çok sinirleniyorlar inanın bana.
• mükemmeliyetçi olmak, yola çıkmanızı engelliyorsa, atın çöpe, gitsin. çünkü yolculuk önemlidir, yapılan işin “mükemmel” ya da “çok iyi” olması arasındaki fark değil. yola çıkmadıktan, işe koyulmadıktan sonra fikir/proje, boş konuşmadan başka nedir ki?
• eğitim sistemi, eğer ideal köleler yetiştiriyorsa o ülke de, o toplum da adam olmaz. ölçmek mi istiyorsunuz? üniversitelerdeki uygulamalı, pratik, case-studies içeren derslerin sayısına bakın. bir de, zihni sinir’lere bırakılan alana. uygarlık, “yapma” dediklerini yaptığında, “deneme” dediklerini denediğinde elde edilendir. yaratıcı insanı kutsar. tekdüze, elle tutulur, tahmin edilebilir insanlar topluluğundan bana ne! şeytan görsün yüzlerini…
• türkiye, kadınların kültürü ve sanatı, alışveriş ve erkeklerden daha fazla konuştuğu ve %50 işgücünü oluşturduğu günler geldiğinde, bugünkü amerika seviyesinde güçlü ve etkili olacaktır.
• tanrı, yaratım gücünü öncelikle ve esas şeytan ile ölçmüş ve denemiştir. onun üzerine çıkan bir yaratımı da olmamıştır bugüne kadar –insan da dahil-
• şeytan’ı bu kadar çekici kılan, kadına inanılmaz benzemesidir. öngörülemez, baştan çıkarıcı, fettan, binbir surat ve kurnaz…
• “iç”in “dış”ına sığmadığında, “dış”ın, “iç”in için ölür.
• içimde kavimler göçü var,
dışımda rio karnavalı
“cilalı taş” mıyım, neyim ben?
• çoğu alanda başarılı eserler verebilecek zeka ve öngörü ayrıcalığı ile donatılmış dünyaya gelen “seçkin”ler, aynı zamanda onun cezası olan yaşam boyu “sanatçı hüznü” ve “arif duyarlılığı” ile yaşamaya da mahkumdurlar. at gözlüğüyle mutlu olan “körkütük cahil”lerden olmayı, bazen, ne kadar dilerler bilir misiniz?
• ölüm karşısında iki tür davranış vardır: umursamamak ve ölesiye korkmak
umursamayanlar; sanatçılar, yazarlar, ermişler, ateistlerdir. ölümü umursamadıkları için mi böyleler,
böyle oldukları için mi ölümü umursamıyorlar bilmem ama. sanatçılar ve yazarlar, ölümü eser bırakmak yoluyla; ermişler ve ateistler ise yok sayma ve haz yoluyla yenmişlerdir.
ölesiye korkanlar ise geri kalan %99’dur yani halk ve politikacılar. dışarıya karşı kendiyle en barışık, kendine en güvenli gözüken bu insanların içi o kadar koftur ki “dünya”ya hem yaptıkları, hem yapmadıkları için hissettikleri bilinçaltı sızı, onları ölüme karşı bu kadar korkak yapar.
• hayattaki en büyük zevklerden biri, başkasının “beceremezsin” dediğini “becermektir”. kelimeyi bütün anlamlarıyla alınız 🙂
• bir şeyin daha önce yapılmış olması,daha iyisinin yapılamayacağı anlamına gelmez.
• en iyi cümle, en kısa cümledir.
• en etkin konuşma, en uzun susmadır. bunu keşfeden nice cahil gördüm, kendileri yüksek mevkilerde nimetten sayılıyorlardı!
• yetersizlikleri ve kendine yatırım yapmamayı baştacı eden kokuşmuş bir sistemin olduğu herkesin kabulu zaten. ingilizce ve bilgisayar bilmeyen, bilmek için çaba dahi harcamayan, bu yüzden kendi basit işlerini bile altlarına yaptıran,onların gelişimini ve yükselmesini ezerek engellemeye çalışan ne müdürler/patronlar gördüm. genelde aynı firmada çok uzun süre çalışırlar (zorunluluktan tabiki, adını “sadakat” koymalarına bakmayın).o kadar uzun ki “şurda bir odun var, ortada durmasın, alın bir kenara koyun” deyip başa da geçirirler. ne kadar acı ki bu yalakaların ve yeteneksizlerin hakimiyeti daha uzun yıllar süreceğe benzer lanet olası sistemsizliğimizde…
• kahpe özgüven! sen en çok, sana en az ihtiyacı olanda ve seni en az hakedende bulunursun. şıllıklara benzersin, olmaman gereken ortamların müdavimisin. bu ne haksızlık, bir cahilin cahilliğinden ötürü
hem mutluluk, hem özgüvenle ödüllendirilmesi fazlasıyla adaletsiz değil mi?
• aşık oldukların ve arkadaşların(dost bildiklerin) seni daha fazla ve en çok üzenlerdir. sevdiklerin ise senin en çok üzdüklerin.
• günübirlik ve ani heyecanlara nasıl bir açlık bu tanrım!
• hayat boştur, içine sıçınca dolar. –engin geçtan—
• kadınlar, üç şeye tapar: para, para, para!
• bilgisizlerin yönetiminden, bilgililerin zulmünden kork.
• ülkemizde birşeyler başarmanın hazzı o kadar köreltilmiştir ki insanlar, başarıdan ve o başarının tadını çıkarmaktan korkar oldular. herkesin gözünde haset, dilinde nefret topyekün saldırıya geçerler. “teşekkür”, “onore etme”, “en azından saygıyı hakettiğini kabul etme” gibi kavramlar, sadece kitaplarda kalmış durumda. gelişmiş toplumlarda aramızdaki farkı yaratan en önemli nedenlerden biri –o beylik sömürü ve kapitalizm yaftalarından başka samimi cevaplar arayanlara sözüm- olan bu faktörü anlamak için, bir oscar törenini baştan sona izlemenizi şiddetle tavsiye ederim. tören öncesi organizasyonda gösterilen özen, kırmızı halı ihtişamı, birbiriyle dost-düşman herbir holywood yıldızının orada bulunması, her ödül alanın alkışlanması ve onore edilmesi, özellikle ömür boyu yaşam ödülü verilen “üstat”ların ayakta ve dakikalarca alkışlanarak saygı gösterilmesi ve her ayrıntısıyla özenilmiş, bir nakış gibi işlenmiş tören; “başarı nasıl kutlanır ve paylaşılır” için her bireye kılavuz olmalıdır.
• hayatta en büyük ilim, yalnızlığına katlanmayı öğrenmektir.
• ideolojiler, sığınılacak limanlardır.ideolojisiz bir “hiç” olacak o kadar çok insan tanıyorum ki!
• en cok duygusuyla karar veren kadınların, aynı zamanda “düşünüyorum” kelimesini en cok kullanmaları ne kadar ironik.
• erkek ve kadın, birbirinin hem zehri hem panzehiridir. yeter ki panzehiri elde etmeden, zehri içmeyin!
• en çok telaffuz edilen, orada hiç bulunmamıştır!
• sevilmek için kendini sev!
• sevilmenin peşinde koşmak, kedinin kuyruğunun peşindeki haline benzer! hiç kuyruğunu yakalayan kedi gördünüz mü?
• “iç”e yapılan yolculuk,en uzunudur.
• yol değişir, yolculuk değişmez.
• her kadın, kedi sever. onu eşleri gibi uysallaştırmayı becerebileceklerini sanırlar.
• sahip olduğun her şey, senin sahibindir.
• zaafların seni ele geçirmeden, sen onları yoket.
• hayatın beceriksizleri, felsefe yapar.
• sadece sus, değerin artar.
• herşeye gülebilen insan, en sanatsal şekilde öldürme isteği uyandırır bende.
• zeki esprilerin anlamı, zeki insanların değeri gibi çok sonra anlaşılır.
• herkes tarafından sevilmeyen bir insan gösterin bana! o, hepsinin ruhuna dokunmuştur ve doğruları söylemiştir sevilmeme pahasına.
• “yalakalar”, en çok rastlanan insan türüdür.
• güzel bir resim, uzun süren bir orgazm kadar ruhu doyurur.
• aşk, çağrıldığında gelmez.
• hayatını en az şeye ihtiyaç duyarak yaşadığında, herkes sana ihtiyaç duyar.
• “ah ben aptalım” sözlerini yeterince telaffuz etmemiş biri için hayatı yaşamış demek ne mümkün? olsa olsa yaşamını sürdürmüştür.
• önyargı, elimizden aldıklarıyla bizi öldürür.
• çok konuşanın derdi kendisiyle, çok dinleyenin derdi de “başkası” iledir. o yüzden, yerinde konuşan, yerinde susan;en güvenilir ve en içten dostlarınız olur çoğu zaman.
• hiçbir zaman, tüm gerçekleri bilmek istemeyiz, sadece bilmek istediğimizi sanırız. o, her toplumun ortak yalanıdır. kaldıramayacağı kadar ağır yükleri üstlenmek, kime düşer bu dünyada?
• gerçekler, çoğu zaman katlanılmaz ve kaldırılamayacak kadar ağır olabilir. çoğunluk, birbirine bir hayal dünyası yaşatır sürekli bu yüzden. ruhlara dokunmadan, “mış” gibi yaşamlarda esiriz hepimiz.
• her dahinin içinde bir deli, her delinin içinde bir dahi vardır.
• evrene nasıl davranırsan, aynen o şekilde cevap verir.
• bir bayanda aranacak özellikler, aslında her zaman ikiye indirgenebilir:
• gülümsemesi: gülüşünün güzelliği, gülerken gözlerinin kapanması, gözlerinin içinin gülmesi ve kahkaha attığında bunun dünyada en çok yakıştığı insanlardan olması (bu, yaşarken eğlenmesi ve eğlendirmesi için gereklidir)
• kültürü: bu geniş kavramın içine zekası, konuşma tarzı, hobileri/aktiviteleri ve gustosu (bu, onun para kazanması ve sadece sevgili/eş değil, yaşam yoldaşınız olabilmesi için gereklidir)
• gölgen, sana daha çok şey anlatır.
• kibarlık, gelişmemiş toplumlarda getirisi en fazla yatırım araçlarından biridir.
• şeytan, yapacaklarımızı; tanrı, yaptıklarımızı tahakküm altında tutar. yani, şeytan, geleceği; tanrı ise geçmişi kontrol eder. bugünü(anı) ise ikisi arasındaki müthiş savaş. bu yüzdendir ki her insan dengesiz, öngörülemeyen, potansiyel bir melek/şeytan gel-gitidir.
• habis bir ur gibi sardığında benliğini karamsarlık ve umutsuzluk, sadece gül ve geç. bil ki, negatif duygular kaale alındıklarında seni ele geçirirler.
• hayat, sağlamasını ölümden sonra yapan eşsiz bir matematik formüldür. denkleminde “duygu” yoksa tanımsız, “duygu” varsa sonsuz çözümlü.
• edebiyat yapma, “edebi” ve “ebedi” bir yat yap; o, senin yerine konuşsun.
• gerçekleştirmek istediğim hayallerim o kadar çok ki, ölümüm(n)e erteliyorum. hayallerim, bugünüme pranga. siz siz olun, olduğunuzla her an/her şartta mutlu olun.
• yeni tanıştığın bir bayanla hemen ayrılmak istiyorsan, psikolojik analiz yap. buna dayanabilecek kadın yeryüzünde çok azdır?
• kadınların en güçlü yanı, olabildiğince “zayıf” gözükebilme yetenekleridir. bu, rakibi hazırlıksız yakalamak ve öldürücü darbeyi vurmak için şaşmaz bir şekilde uygun ortamı yaratır.
• yazarken taklite ve tekrara düşmemek için harcadığım efor, beni yorsa ve yavaşlatsa da aldığım hazzı kat be kat arttırıyor. “özgürlük” denilen bu olsa gerek.
• günümüz uygarlığının en sıkıcı ve stresli yönü, sürekli ilerlemek zorunda olmak ve hissetmektir. beynimizde sürekli bir uğultu ile huzur ve dinginlik anlarına bile sahip olmadan hep çabalamak, çabalamak ve çabalamak… eski çağların “basit”liğine can kurban.
• insanları değiştirmeye uğraşma. tüm iyi niyetine rağmen sadece yeni düşmanlar edinirsin.
• beynini kompartmanlara bölerek birçok işle aynı anda uğraşma çünkü bu, hepsinde birden başarısızlığın anahtarıdır.
• beynine ve bedenine yaptığın en büyük kötülük, onları negatif düşüncelerle, umutsuz yaklaşımlarla ve gereksiz eylemlerle hor kullanmaktır.
• odaklan, göreceksin ki herşey çok daha kolay gerçekleşecek.
• hiçbir şey bilmeyip herşeyi bilen gözüken onlarca yığın arasında herşeyi bilip hiçbir şeyi bilmeyen gözükekalmak, o kadar moral bozucu ki! çünkü, sen de bilirsin ki aptallık kanıtlanamaz.
• tanrı’nın biricik ve yegane ispatı, “dua”dır. her duanıza sonuç almıyor musunuz? alıyorsunuz. daha niye inanmak istemezsiniz ki?
• yağmurlu bir günde gökyüzüne bakarken hüzün çöker üstümüze. küçüklüğümüzü, faniliğimizi, hayatın o naif güzelliğini hepsini birarada duyumsar ve o kirli giysiyi üzerimizden atmak isteriz. keşke hepimiz o yağmurun altında yürüsek, iliklerimize kadar ıslansak belki o zaman yepyeni bir kapı belirir önümüzde.
• yazgı, biz ilerlerken başımıza gelenleri toplayan bir paratonerdir. biz, ona yazgı deriz çünkü sahip olamadığımızı hissederiz ki, aslında öyle değildir.
• ruhumuzu şirketlere kiraladık
kiracı değişiyor, ama karanlık değişmiyor
ödünç hayatlar yaşıyoruz ömür boyu
utanmadan, sıkılmadan, gocunmadan
çizemiyoruz kendi yolumuzu
sırat köprüsünde tek ayak
tüketiyoruz o güzelim ömrümüzü…
• dünyanın bütün parasına değişilmeyecek hoşluklar içerir yaşam. o kadar çoğuna dokunmadan yaşıyoruz ki bizim payımızı kim harcıyor diye merak ediyorum doğrusu.
• eski çağların ilkelliğini, bugünün teknolojisine milyon kere tercih ederim.
• biz türkler, kadim kavmin ince ruhlu çocuklarıydık.
şimdi göçebe dünyanın vandal spermleri gibiyiz.
• varlığında boğulmaktansa, yokluğunda demlenirim.
• tanrının varlığı, yokluğunda düştüğümüz halde saklıdır. o halde gerçek soru şudur: dayanılmaz yokluk, varlığı mı doğurur yoksa varlığın hissedilmemesi, yokluğa mı düşürür?
• ipleri kimsenin eline verme, karının ve ailenin bile. sadece dinle, çoğuna “hayır” de, azını kabullen ve kendi görüşünmüş gibi uygula.
• zalimliği gördüğünde hemen tanı ve bil ama sakın ruhuna yansıtma.
• erkekliğin görsel anlamda silah olarak kullanılabileceği tek meslek, mankenlik iken kadınlık her meslekte fazlasıyla kullanım alanı bulur:) kim inanır bayanların iş bulmasının daha zor olduğuna? tabiki bayanlara göre bunu da isteyen erkekler:) ne de olsa kadınlar, kendi istekleriyle köledir ve her yaptıkları, erkeklerin isteği doğrultusundadir!
• bakire bir kız bekleme süresi arttıkça malın değerinin artacağına inanır. kapitalist düzende alıcısı olmayan bir tavırdır bu, günümüzde her ticaret erbabı sürümden kazanmaya çalışır:) bekleyen mal ne yazık ki bozulur, çürür; bu da bünyenin bozulmasına yol açar. bakirelerin ruhsal açıdan sıkıntılı olmalarının sebebi bu olsa gerek.
• bana en büyük azap, yapabileceğimi bildiğim halde herhangi bir nedenle yapmayı başaramadığım şeylerin aklıma gelmesidir.
• hayatı planlayanlar, hayatın sıkı çiftesine hazır olsunlar. bilmelisiniz ki, evren kaos sever. bu kaosun içinde bir kelebek mi, bir kartal mı yoksa bir fani mi olacağın ise kaderindir.

Bir yanıt yazın

Yazar: Semih